This Is A Custom Widget

This Sliding Bar can be switched on or off in theme options, and can take any widget you throw at it or even fill it with your custom HTML Code. Its perfect for grabbing the attention of your viewers. Choose between 1, 2, 3 or 4 columns, set the background color, widget divider color, activate transparency, a top border or fully disable it on desktop and mobile.

This Is A Custom Widget

This Sliding Bar can be switched on or off in theme options, and can take any widget you throw at it or even fill it with your custom HTML Code. Its perfect for grabbing the attention of your viewers. Choose between 1, 2, 3 or 4 columns, set the background color, widget divider color, activate transparency, a top border or fully disable it on desktop and mobile.

Ortadoğu’da Türklerin Varlığı

Anasayfa/Yazı/Ortadoğu’da Türklerin Varlığı

Eski Doğu’nun üç büyük medeniyet merkezinden biri olan Mezopotamya, Yunancada “İki nehir arası” anlamına gelmektedir. Gerçekten, Dicle ve Fırat nehirleri arasında yer alan bu verimli topraklara, Mısırlılar da aynı anlama gelen “Naharina” ismini vermişlerdi. İslami devirlerde ise Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan bölgeye, “ada” manasına gelen “Cezire” denilmiştir.

Dicle ve Fırat nehirlerinin hayat verdiği Mezopotamya toprakları çok verimli olduğu için, sık sık istilâlara uğruyordu. Bu yüzden etnik yapıda birtakım değişiklikler meydana geliyor, bu da yer adlarına yansıyordu. Örneğin Sümerler zamanında “Subartu” denilen Dicle’nin doğu kesimine, I. Babil Sülalesi zamanından (M.Ö. 1850-1550) itibaren “Asur” denilmeye başlanmıştı. I. Babil Sülalesi’nin yerini alan Kaslar ise Babil’e “Karduniaş” diyorlardı.

Eğer Sümerlerin Türklüğü kabul edilirse, ki biz bu kanaatteyiz, o zaman, dünya medeniyet tarihinde son derece önemli bir yer işgal eden ve tarihi devirlerin başlamasını sağlayan yazıyı icad etme şerefi Türklere ait olacaktır. İşte bu yüzdendir ki, Avrupalı otoritelerin büyük bir çoğunluğu, bu şerefi Türklere lâyık görmedikleri için, Sümerleri Hint-Avrupa kökenli kavimlerden biri olarak göstermeye çalışmaktadırlar. Halbuki mevcut bulgular, gerek filolojik, gerek antropolojik ve gerekse teolojik açıdan Sümerlerin Orta Asyalı Türklerden olduğuna şüphe bırakmamaktadır.

Gerçekten, Sümerlerden kalan yazılı tabletler üzerinde yapılan filolojik tetkikler, bu kavmin dilinin, Türkçe gibi Ural-Altay dil grubuna mensup olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca, iskelet bakiyeleri ve araştırmalar, Sümerlerin yuvarlak kafalı (brekisefal) bir kavim olduğunu meydana çıkarmıştır ki, o dönemden kalan arkeolojik eserler üzerindeki tasvirlerde de bunu görmek mümkündür. Bundan başka Sümerler, Anu, Enlil ve Ea isimli tanrılara tapıyorlardı. Bunlardan gökyüzünü temsil eden Anu’ya daha büyük saygıları vardı ki, Türkler de İslamiyet öncesinde Gök Tanrı’ya taparlardı. Bütün bunların yanında, Sümerlerin düz bir arazi yapısına sahip olan Mezopotamya’da yığma toprak tepeler oluşturarak, mabetlerini bu tepeler üzerine inşa etmeleri ve sıcak bir iklimde yaşamalarına rağmen, bir alışkanlığın devamı olarak koyun yününden yapılmış elbiseler giymeleri, onların, iklimi sert ve yüksek bir memleketten gelmiş olduklarına işaret eder ki, bu memleket de, hiç şüphesiz Orta Asya’dır.

M.Ö. 2500’lerde Mezopotamya’ya yeni bir kavim daha gelmiştir ki, bu, Sâmi kökenli Akkad kavmidir. Bugünkü Arapların en eski ataları olan Akkadların gelmesiyle birlikte, Mezopotamya’nın gerek etnik, gerekse siyasi çehresi değişmiştir. Nitekim Akkadlar, M.Ö. 2350’de büyük bir imparatorluk kurmayı başarmışlardır. İmparatorluğun temellerini atan kurucu kral Sargon, fetih siyasetine dayanan bir dış politika izlemiştir ki, bu siyasetin odak noktasını Anadolu teşkil ediyordu.

Gerçekten Akkad imparatorları, imparatorlukları, M.Ö. 2150 yıllarında İran yaylasında yaşayan Gutiler tarafından yıkılıncaya kadar, başta Anadolu olmak üzere, İran ve Mısır memleketlerinin muhtelif zenginliklerini alabildiğince sömürmüşlerdir. Akkad metinlerinden anlaşıldığına göre, İran’daki Zağros dağlarının eteklerinde yaşayan ve son derece savaşçı bir kavim olan Gutiler, M.Ö. 2150-2050 yılları arasına rastlayan yaklaşık bir asırlık dönemde Mezopotamya kentlerine hâkim olmuşlardır. Gutiler ya da Gutlar diye adlandırılan bu kavmin (Gut = Guz = Oğuz) Oğuzlar olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu söyleyen değerli araştırmacı Sadi Bayram’a hak vermemek mümkün değildir. Gerçekten, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü’nde uzun yıllar hocalık yapan ve birçok bilim adamımızın yetişmesine vesile olan Yahudi asıllı Prof. Dr. Benna Landsberger de, 20-25 Eylül 1937 tarihleri arasında düzenlenen II. Türk Tarih Kongresi’nde sunmuş olduğu “Ön Asya Kadim Tarihinin Esas Meseleleri” konulu tebliğinde: “…tarihimizde Türklerle en yakın bir suretle münasebettar olan, hattâ belki de ayniyet gösteren kabile budur.” demek suretiyle Oğuz Türklerinin tarihini günümüzden 4200 yıl öncesine dayandırmaktadır ki, bu da bize Türklerin Orta Doğu bölgesindeki tarihlerinin çok derin bir geçmişe sahip olduğunu göstermektedir.

Diğer taraftan Elam memleketi denildiği zaman ise, Zağros dağlarının eteklerindeki plâto ile Babilonya’nın kuzeyindeki topraklar akla gelmektedir. Merkezi Susa şehri olan Elam memleketi, M.Ö. 6. binyıldan itibaren yerleşime sahne olmuştur. Akkad metinlerinde “Elamtu” adıyla anılan ülke, “yüksek plâto” veya “Doğudaki Ülke” anlamına gelmektedir. Gerçekten, bölgeye, bu isim boşu boşuna verilmiş değildir. Zira bu ülkenin deniz seviyesinden yüksekliği ortalama 1500 metredir. Başkent Susa, Kerha ve Karun nehirleri tarafından sulanan verimli bir vadide yer almaktadır.

Yüzyılı aşkın bir süre iktidarda kalan Guti kralları arasında Şarlak, El Ulumeş, İnima Bakış, Yarlagab, Kurum, Yarlaganda, Tirikan gibi isimler yer almaktadır ki, bunlar hem görünüş hem de anlam bakımından Türk geleneğine uygun olarak verilmiş isimlerdir.

Elamların kökenine gelince; dünya tarihinde önemli bir rol oynayan ve Asya kökenli bir kavim olarak kabul edilen bu ırk, Hint-Avrupa orijinli kavimlerden önce İran’ın Zağros bölgesine gelip yerleşmiştir. Büyük bir ihtimalle bu kavim de Türk kökenli bir kavim olmalıdır. Zira Dr. Phil. Hâmit Zübeyir Koşay’ın yapmış olduğu dil araştırmaları, Elamca ile Türkçenin yakın ilişkisini hattâ ayniyetini ortaya koymaktadır. Görülüyor ki, başta Sümerler olmak üzere Gutiler, Kaslar ve Elamlar Mezopotamya medeniyetine ve dolayısıyla dünya medeniyetine katkıda bulunmuş olan Türk orijinli kavimlerdir.

2017-08-29T19:55:32+00:00