This Is A Custom Widget

This Sliding Bar can be switched on or off in theme options, and can take any widget you throw at it or even fill it with your custom HTML Code. Its perfect for grabbing the attention of your viewers. Choose between 1, 2, 3 or 4 columns, set the background color, widget divider color, activate transparency, a top border or fully disable it on desktop and mobile.

This Is A Custom Widget

This Sliding Bar can be switched on or off in theme options, and can take any widget you throw at it or even fill it with your custom HTML Code. Its perfect for grabbing the attention of your viewers. Choose between 1, 2, 3 or 4 columns, set the background color, widget divider color, activate transparency, a top border or fully disable it on desktop and mobile.

Hakkari’de 4 Bin Yıllık Türk Mezarı Bulundu…

Anasayfa/Yazı/Hakkari’de 4 Bin Yıllık Türk Mezarı Bulundu…

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Veli Sevin de Anadolu kapılarının Malazgirt’le açılmadığını Türklerin binlerce yıl önce Anadolu’da var olduklarını iddia etti. Türklerin Anadolu’ya 1071 Malazgirt Zaferi’yle girmediği tezini öne süren Afyon Kocatepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ekrem Memiş’ten sonra, Türk Tarih Kurumu adına Anadolu’da kazı çalışmaları yürüten Yüzüncü Yıl Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Veli Sevin’den de önemli açıklamalar geldi. Sevin, Hakkari Bölgesi’nde milattan önce 2 binli yıllara uzanan Türk mezar taşları bulduklarını belirtti.

“ANADOLU’DAN ASYA’YA GİTTİK”

Anadolu’da binlerce yıl öncesinde Türkler’in yaşadığı tezi destek buldu. Prof. Dr. Ekrem Memiş’in yıllarını vererek araştırdığı, milattan önce 2 binli yıllarda bir Türk krallığının bulunduğu ve bu krallığın soylarının Hurilere dayandığı gerçeği, arkeolojik kazılar yapan Prof. Dr. Veli Sevin tarafından da savunuldu. Sevin, Yakındoğu, Ön Asya, İran, Azerbaycan, Hatay ve Hakkari bölgelerinde Türkler’in binlerce yıldır yaşadığına ilişkin bulguları olduğunu aktardı. “Hakkari bölgesinde milattan önce 2 binli yıllara ait Türk mezar taşları bulduk. Bu da Türklerin Anadolu’ya Malazgirt’le girdiği tezini çürütüyor. Hatta ben Orta Asya’dan geldiğimize de inanmıyorum. Olsa olsa Anadolu’dan oralara bir gidiş olabilir. Çok uzaklardan gelmedik. Zaten buradaydık.”

Hakkari Dikilitaşları

Türkiye, rengârenk bir uygarlıklar ülkesi. Binlerce yıllık geçmişin izlerini barındırır her köşesinde; kimi açık, kimi hâlâ gizli. Bu uygarlıkların hepsi tanınmaz Anadolu’da. Hep yenileri eklenir zincirin halkalarına birbiri ardınca, uygarlıklar bir bir ışıldamaya başlar.

1998 yılı Temmuzunda Hakkâri kent merkezinde bunlara bir yenisi daha eklendi. Hakkâri Kalesi’nin kuzey eteklerinde bir rastlantıyla dikilitaşlar bulundu. Olaya kısa zamanda el koyan arkeologlar sayıları 13’ü bulan bu taşların ilk dikildikleri günkü durumlarını koruduklarını saptadılar. Toprak zemine, sırtları kayalığa gelecek şekilde yan yana ve kısmen de arka arkaya dizilmişlerdi. Sümbül Dağı’nın eteklerinde yaşayan tüm Hakkârililer şaşkın bakışlarla onları görmek için koşup geldi. Binlerce yıllık karanlık geçmiş aydınlanıyordu birdenbire.

Ana konu cepheden ve çıplak bir insan bedeninin üst kısmıdır. Bacaklar gösterilmemiştir. Çoğu tombul, kimileri de ince uzun yüzlüdür. Başlarında bere ya da takke türü başlıklar bulunur. Beli enli bir kemer sarar. Bunun üzerine ise bir hançer asılıdır. Belden aşağıda küt bir çıkıntı halindeki erkeklik organını koruyan bir suspansuvar düzeni yer alır. Böylelikle erkek ve çıplak oldukları açıkça ifade edilmiştir.

Taşların yüzeyi özenle irili ufaklı figürlerle doludur. Silahlar, insanlar, leopar, geyik ve yılan gibi yabani hayvanlar iç içe yer alır. Bunların yanında çadırlar da görülür.

Kubbemsi bir çatı konstrüksiyonuna sahip olan bu tür çadırlar, Asya bozkırlarının kubbeli yurt tipi çadırlarını anımsatır. Böylelikle, savaşçıların göçebe bir yaşam biçimine sahip oldukları anlatılmaya çalışıldığı düşünülüyor. Dikilitaşlar üzerindeki erkek figürlerinin en dikkat çekici özelliği, her iki elle sıkı sıkıya tutulan içki tulumudur. Bu kap simgesel açıdan büyük bir önem taşır. Çünkü, gençlik ve güçlülüğü vurgulanmak istenen savaşçının tüm kahramanlıkları ile silah ve süslerinden çok daha ön plana alınmıştır.

Bunları andıran savaşçı figürlerinin en erken örnekleri Kuzey Karadeniz bozkırlarındaki MÖ 7. yüzyıl İskit dikilitaşlarında görülebilir. Biraz daha geç olarak Asya bozkırında, özellikle Altay Bölgesi’nde, balbal ya da baba denen anıtlar üzerinde karşılaşılan bu adet, MS 11-12. yüzyıllara dek Orta Kazakistan’dan Moğolistan’a değin yayılan alanda yoğun bir kullanım bulmuştur.

Taşlardan ikisi farklı özellikleriyle diğerlerinden

ayrılır. Cinsiyetleri belirtilmeyen ve ellerinde herhangi bir şey tutmayan bu silahsız figürler olasılıkla kadınlara aittir.

Hakkâri taşları hangi amaçla dikilmiş olurlarsa olsunlar, şurası açık ki, Avrasyalı bozkır göçebeleri Türkiye’nin bu dağlık köşesine ilk kez 3000 yıl kadar önce gelmişler ve sürülerini yemyeşil yaylalarda otlatmışlar. Bu, Avrasya bozkır kültürlerinin Güneydoğu Anadolu’da ne denli erken tarihlerden başlayarak etkin olduklarına ilişkin ilk kanıt.

Anadolu bitmez tükenmez bir uygarlıklar ülkesi. Dikilitaşlar bugün kent içindeki, bir Osmanlı yapısı olan Meydan Medresesi’nde sergilenecekleri günü bekliyor.

* Prof. Dr. Veli Sevin

Video için: https://www.youtube.com/watch?v=NSkttOHiFwQ

 

2017-08-29T19:55:32+00:00